Bugünlerde bir belediye "elektrikli otobüs filosu" duyurduğunda bunu sanki hiç denenmemiş bir yenilikmiş gibi sunuyor. Oysa İstanbul, yarım asırdan fazla süre önce tam olarak bunu yapmıştı: başının üstünde gerili çift kablodan güç alan, egzozsuz, neredeyse sessiz bir toplu taşıma ağı kurmuştu şehrin en kalabalık caddelerinde. Sonra bir gün o kablolar söküldü, araçlar başka bir şehre satıldı ve İstanbul bu yirmi üç yıllık deneyimi neredeyse unuttu.
Tramvayın Yerini Kim Alacak
1960'ların başında İstanbul'un raylı tramvay ağı yaşlanmıştı; dar caddelerde artan otobüs ve otomobil trafiğiyle aynı yolu paylaşan yavaş tramvaylar, şehrin büyüyen nüfusuna artık yetişemiyordu. Avrupa yakasında son tramvay seferi 12 Ocak 1961'de yapıldı. İETT, tramvayın yerine dünyanın birçok şehrinde denenmiş bir çözüme yöneldi: elektrikle çalışan ama raysız, lastik tekerlekli troleybüs. Rayların sökülmesiyle boşalan yol ortasına, bu kez havadan gerilen kablolar kuruldu.
Kabloların Altındaki Şehir
İlk hat 27 Mayıs 1961'de açıldı: Topkapı ile Eminönü arasında, kara surlarının dibinden geçen güzergahta. Araçlar İtalya'dan geldi; sipariş 1956-57'de Ansaldo San Giorgio firmasına verilmişti, teslim edilen troleybüsler ise kasa üretimi Aerfer ve Pistoiesi atölyelerine ait Alfa Romeo 910F modelleriydi. Kırmızı-krem renkli bu araçlar, tepelerindeki iki uzun çubukla kablolara tutunarak şehrin dar sokaklarında ilerliyordu. Kısa sürede Şişli-Yenikapı hattı da hizmete girdi, ardından Edirnekapı-Eminönü güzergahı üzerinde çalışmalar başladı.
45 Kilometreden 90 Kilometreye
Şebeke hızla büyüdü. Başlangıçta 45 kilometre uzunluğunda olan hat ağı, altı elektrik santraliyle besleniyor ve yüz araçlık bir filoyu taşıyordu; 1965'e gelindiğinde toplam uzunluk 90 kilometreye ulaşmıştı. Araçlar Şişli ve Topkapı garajlarına bağlıydı, kapı numaraları 1'den 100'e kadar sıralanmıştı. İETT'nin işlettiği hat sayısı zamanla on altıya çıktı; Ortaköy-Aksaray, Edirnekapı-Taksim, Bebek-Eminönü ve Edirnekapı-Beşiktaş bunların en bilinenleriydi. Şehrin silüetine artık sadece minareler ve çatılar değil, kavşaklarda çapraz kesişen troleybüs kabloları da eklenmişti.
Şişli Atölyesinde Doğan Tosun
1968 yılında İETT'nin Şişli Garajı Atölyesi'nde, kurumun kendi işçileri ve mühendisleri tarafından Türkiye'nin ilk yerli troleybüsü üretildi. Yuvarlak hatları yüzünden "Tosun" adını alan araç, filoya 101 kapı numarasıyla katıldı; otuz dört oturaklı, otuz altı ayaktaki yolcuyla birlikte yetmiş kişiyi taşıyabiliyordu. Tosun, on altı yıl boyunca Ortaköy-Aksaray, Edirnekapı-Taksim, Bebek-Eminönü ve Edirnekapı-Beşiktaş hatlarında İstanbulluları taşıdı; troleybüs döneminin son gününe kadar seferden kalkmadı.
Ankara'nın Unutulan Öncüsü
Türkiye'nin ilk troleybüs hattı aslında İstanbul'da değil, Ankara'da açılmıştı. 1 Haziran 1947'de Ulus ile Bakanlıklar arasında, Atatürk Bulvarı üzerinde hizmete giren hat, ABD'den getirilen Brill marka araçlarla başladı; sonraki yıllarda FBW ve MAN araçlarıyla filo genişledi. Ankara troleybüsleri, İstanbul'dakinden farklı olarak 1979-1981 yılları arasında kademeli biçimde hizmetten çekildi; sık yaşanan elektrik kesintileri ve yedek parça sıkıntısı, gerekçeler arasında sayılıyor.
Sessiz Veda
İstanbul'da troleybüsün sonu, teknik bir yorgunluktan geldi. Çift hatlı havai kablolardan beslenen araçlar, elektrik kesintilerinde oldukları yerde kalıyor, bu da art arda trafik tıkanıklıklarına yol açıyordu. Bakım ve yatırım maliyetlerinin de ağırlaşmasıyla İETT, sistemi sürdürülemez buldu ve 16 Temmuz 1984'te son sefer yapıldı. Yetmiş beş araç İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı ESHOT'a satıldı; troleybüsün İstanbul'daki yirmi üç yıllık macerası bu şekilde, gürültüsüz bir vedayla kapandı. Kaldırılma gerekçeleri kaynaklara göre biraz farklılaşsa da, sık yaşanan arızaların ve trafik tıkanıklığının payı üzerinde ortaklaşılıyor.
Satılan araçlar yeni şehirlerinde yıllarca daha hizmet verdi; bugün onlardan geriye kalan görüntülerin çoğu, İzmir sokaklarında çekilmiş fotoğraflardır. Tosun ise 2013'te İETT tarafından aslına sadık biçimde yeniden üretildi, 2017'de bataryalı bir elektrikli araca dönüştürülerek Edirnekapı-Taksim hattında tekrar sefere çıktı. Bugün "yeni nesil" diye tanıtılan elektrikli otobüsler, aslında İstanbul'un altmış yıl önce kablolarının altından geçtiği bir yolu, farklı bir teknolojiyle yeniden keşfediyor.