Bir otobüsün camından dışarı bakarken hissettiğiniz o konfor hissi hiç tesadüf değildi. 1960'ların sonundan 1990'ların sonuna kadar geçen otuz yılda, Türkiye'nin şehirlerarası yollarında art arda sahneye çıkan on otobüs, milyonlarca yolcunun seyahat alışkanlığını, hatta beklentisini yeniden yazdı.
Otuz Yıllık Bir Yarış Başlıyor
Hikaye, listenin onuncu sırasında görünse de aslında gönüllerin birincisi olan bir isimle başlar: Magirus Deutz Apollo. Otokar tarafından üretilen Apollo, Türk yollarına çıktığı günden itibaren şehirlerarası otobüs anlayışında yeni bir çığır açtı. V tipi 8 silindirli, 230 beygir gücünde, hava soğutmalı ve döneminin en dayanıklı motorlarından sayılan Deutz motoruyla donatılan bu otobüs, dönemin radyo reklamlarında bile kendine yer bulmuştu: "Magirus, yolların kralı geçti" cümlesi yıllarca akıllardan çıkmadı.
Dokuzuncu sırada ise on dört yıl boyunca sınıfının zirvesinde kalan bir efsane vardı: Mercedes ile Otomarsan iş birliğiyle 1968'den itibaren üretilen O 302. Düz altı silindirli OM 327 Mercedes-Benz motoruyla, 2600 devirde 160 beygir güç üreten bu otobüs, 1984-85'te turbo S versiyonuyla, 1985-87 arasında ise V6 motorla güncellenen gövdesiyle Türk otobüsçülüğünün gerçek numara birine dönüştü.
Rakipler Sahneye Çıkıyor
302'nin mirasını 1987'de devralan O 303 V8, OM 422 tipi V8 silindirli 280 beygirlik motoru, 49 kişilik oturma kapasitesi ve 300 litrelik yakıt deposuyla listenin sekizinci basamağına yerleşti. Aynı dönemde Temsa'nın ürettiği Mitsubishi Marathon, 275 beygirlik gücüyle Otomarsan'ın tahtını sarsan tek rakip olarak yedinci sırada yer aldı; O 303 V8'in süspansiyonlarıyla kıyaslandığında çok daha konforlu bulunuyordu. Altıncı sırada ise tamamen Türkiye'de tasarlanan, çift katlı gövdeleri İspanyol Obradors firmasınca üretilen MAN S2000 vardı: 420 beygir gücünde, 1730 newton metre torka sahip, 11.967 santimetreküplük düz altı silindirli motoruyla 2000 yılında 13 metrelik, üç akslı, 54 koltuklu mega versiyonuna kadar uzanan bir aile kurdu.
Beşinci sırada, 1991'den itibaren Bayal firmasının Bursa'da Scania K113 şasisi üzerine inşa ettiği modeller vardı; tek katlı, çift katlı ve bir buçuk katlı Jumbo versiyonlarıyla, döner sürücü koltuğu ve koltuk yanına yerleştirilmiş otomatik vitesiyle yolcuların gönlünü çeldi. Dördüncü sırada Temsa'nın 1993'te üretmeye başladığı Mitsubishi tabanlı Princess vardı; MS715DA 288 beygir ve MS713DA 275 beygir versiyonlarıyla kısa sürede Mercedes'in ardından ikinci güçlü isim haline geldi. Üçüncü basamakta ise tamamen yeni gövdesi, ayna tasarımı ve kokpitiyle 1993'te yılın otobüsü seçilen, üretimi 2001'e kadar süren Setra S315 HDH duruyordu.
Zirveye Doğru
İkinci sırada, dünyanın ilk dört akslı otobüsü unvanını taşıyan Neoplan Megaliner N128/4 vardı; OM 442 LA V8 motoruyla, özellikle Ulusoy için üretilen bu dev otobüsler aslında 93 kişilik olarak tasarlanmış, ancak bagaj sorunlarını önlemek için Ulusoy'un talebiyle fabrikada 88 koltuğa indirilmişti. Zirvede ise tartışmasız bir şampiyon vardı: Mercedes O 403. SHD ve RHD olmak üzere iki farklı yükseklikte üretilen bu otobüs, SHD versiyonlarında V8 motor (OM402LA 381 beygir Euro1, OM442LA 381 beygir Euro2), RHD versiyonlarında ise V6 OM441LA motoruyla o kadar yaygınlaştı ki, o yıllarda yollarda gördüğünüz her on otobüsten yedisinin 403 olduğunu söylemek abartı sayılmazdı.
Otuz Yılın Mirası
2005 model 403'lerde takviyeli düz altı silindirli motorun eski V8'den 40 beygir daha güçlü olması bile, bu otobüsün otuz yıllık zirve konumunu değiştirmeye yetmedi. Bugün bu on otobüsün çoğu artık yollarda yok, ama her biri Türk otobüsçülüğünün hafızasında ayrı bir raf işgal ediyor; her biri bir dönemin, bir teknolojinin ve binlerce şoförün, milyonlarca yolcunun ortak hatırasının parçası.