1980'lerin başında Türk otobüs pazarının yüzde 90'ına hükmeden bir markaya kim meydan okuyabilirdi ki? Cevap, tek parça ön camı ve o güne dek görülmemiş yüksekliğiyle yollara çıkan, otobüsçülerin aklını başından alan bir Japon tasarımından geldi: Temsa Mitsubishi Marathon.
Rakipsiz Bir Fırtına: O302
70'li ve 80'li yıllar boyunca Mercedes-Benz'in O302 modeli otobüs pazarında adeta bir fırtına gibi esiyor, pazar payı yüzde 90'lara kadar yükseliyordu. Rakip çıkmadığı için otobüs on yıl boyunca ufak makyajlar dışında neredeyse hiç değişmedi. Mercedes-Benz Türk, bu hakimiyeti sürdürmek için O303 adlı yeni bir prototip hazırlarken, tam seri üretime geçilecekken beklemedikleri bir sürprizle karşılaştı: pazara sunulan rakip bir otobüs, yekpare ön camı ve gösterişli yüksekliğiyle tüm dengeleri altüst etti.
Bir Japon Meydan Okuyor
Bu rakibin arkasında, 1968'de Sabancı Holding tarafından Adana'da kurulan Temsa Termomekanik Sanayi ve Ticaret A.Ş. vardı. Firma 1976'da kısıtlı imkanlarla iş makinesi yedek parçası üreterek yola çıkmış, 1983'te Japon Komatsu firmasıyla distribütörlük anlaşması imzalamış, 1984'te de Mitsubishi'nin Türkiye'deki satış ve yedek parça temsilciliğini üstlenmişti. 1987'de kendi üretim tesislerini kurarak Mitsubishi ortaklığıyla otobüs üretimine başladı; piyasaya sürdüğü ilk model, Japonya'da 1982'den beri üretilen bir Mitsubishi otobüsünün Türkiye uyarlaması olan Marathon MS7103'tü.
Yer Uçağı Lakabı
Marathon, 14.886 santimetreküp hacminde, 275 beygir gücünde V8 motoruyla ve 7 ileri vitesiyle üretildiği yıllarda "yer uçağı" unvanını hak ediyordu. Vites oranları öylesine isabetli ayarlanmıştı ki, rakipleri O302 S ve O303 ancak tozunu görebiliyordu. O yıllar için tek olan 140 kilometre işaretli hız göstergesi ve otobüsün gerçekte 160 kilometreyi aştığı yönündeki iddialar, sektörde uzun süre konuşuldu. Mercedes-Benz'in şehirlerarası taşımacılıktaki hakimiyetini kıran Marathon, piyasada gerçek bir rekabet ortamı yarattı.
Uzay Aracı Gibi Bir Tasarım
Dönemin O302'leri yanında adeta bir uzay aracı gibi görünen Marathon, tasarım ve konfor açısından kesinlikle daha yenilikçiydi. Tek parça ön cam, siyah direk kullanımıyla tek parça yan cam görüntüsü veren dizayn, paralel açılan bagaj kapağı gibi o zamana kadar görülmemiş detaylar getirdi. Japon işçiliğine özgü ince detaylar da göz kamaştırıyordu: kapı açma düğmeleri sürücünün kol dayama bölgesindeki cam pervazına monte edilmişti ve basıldığında bir ikaz sesi duyuluyordu; sembol yerine doğrudan Türkçe yazıyla etiketlenen düğmeler, park lambaları yandığında floresan ışıkla aydınlanan "Marathon" yazısı ya da Mitsubishi'nin üç elmas amblemi, o güne kadar hiçbir otobüste görülmemiş ayrıntılardı.
Konforun Gölgesindeki Kusurlar
Yolcular için Marathon deneyimi düzlükte adeta sonu gelmeyen bir hızlanma, virajlarda ise kararlı ama zevkli bir salınım demekti; kabin üzerindeki kokpit dolapları ve televizyon bölümü ilk görenleri hayrete düşürüyordu. Ama her güzelin bir kusuru vardı: frenleme sırasında sağa sola aynı anda sallanması, hassas mideleri bile bulandıracak kadar rahatsız ediciydi. Üstelik Avrupa'da o yıllarda zorunlu tutulan arka sis lambası, Marathon'da hiç yoktu; bu eksiklik sonraki Princess modelinde bile giderilmedi. İlk yılların servis sorunları da cabası.
Sessiz Ama Kalıcı Bir İmza
Fiyat performans açısından Mercedes ve MAN otobüslerinden daha ucuz olmasına karşın, Marathon şehirlerarası ana hatlarda uzun soluklu bir kariyer yapamadı; bunun yerine kısa mesafe turizm taşımacılığında ve şehir içi servis hizmetinde yıllarca sadakatle çalıştı. Bugün hâlâ Temsa Safir gibi modern otobüslerde karşımıza çıkan dörtlü ikaz kolu gibi küçük ayrıntılar, Marathon'un Türk otobüsçülüğüne bıraktığı sessiz ama kalıcı imzası.