1950'lerden günümüze yol hikayeleri
← Tüm Yazılar Efsane Otobüsler ve Minibüsler

Terziden Dolmuşa: Magirus Minibüslerinin Doğuş Hikayesi

Halk arasında "Panzer" lakabıyla anılan, birçoğumuzun en az bir kere binme fırsatı yakaladığı o minibüsleri hatırlıyor musunuz? Bu sağlam gövdeli araçların hikayesi, aslında bir terzinin dikiş masasından bir otobüs atölyesine uzanan sıra dışı bir hayalle başlıyor.

Dar Sokakların Çözümü

Hikaye 1960'ların ortasında, sanayileşmenin büyük kentlerde hız kazanmasıyla başlıyor. Köyden kente göçün hızlanmasıyla birlikte 70'li yıllara gelindiğinde şehirler plansız bir büyümenin içine girmişti; büyük belediye otobüsleri dar sokaklara ve tek katlı evlerin bulunduğu mahallelere giremiyor, otomobil ise o dönem için ultra lüks bir ulaşım aracı sayılıyordu. İşte tam bu boşlukta, daha küçük ve daha hızlı dolmuşlar devreye girdi. O dönem Ford Transit MK1, Renault ve Morris minibüsleri ile Türk Otomobil Endüstrisi'nin ürettiği Anadol minibüsleri yaygın olarak kullanılıyordu — ta ki Magirus minibüsleri piyasaya girip en büyük rakipleri olan Transit MK1'i bile hatlardan sildirene kadar.

Bir Terziden Sanayiciye

Bu minibüslerin arkasındaki isim, Bodrumlu girişimci İzzet Ünver'di. Asıl mesleği terzilik olan İzzet Bey, aslında bir modacı ve giyim atölyesi sahibiydi; zamanında ünlülerin terzisi olarak tanınmış, devlet adamlarına dahi takım elbise dikmişti. Tekstil işinin yanı sıra 1950'li yıllarda Alman Magirus markasının araçlarının ve yedek parçalarının Türkiye'deki satış temsilciliğini de üstlenmişti. 1960 askeri darbesinin ardından ülkede sanayide millileşme hareketleri başlayınca İzzet Bey, sanayi yatırımı yapmaya karar verdi: 1963 yılında Magirus'un lisansını ve altyapısını kullanarak otobüs karoseri üretmek amacıyla Ünverler Otobüs Karoser Sanayi A.Ş.'yi kurdu.

Havalı Apollo Doğuyor

O dönem Türkiye'de otobüs sayısı azdı, mevcut olanlar ise genellikle kamyon şasesine tahtadan yapılma kaba karoserlerdi; hatta bazı seyahatlerde yolcular hayvanlarla birlikte yolculuk etmek zorunda kalıyordu. Bu ihtiyaca cevap veren İzzet Ünver, 1964'te Türkiye'nin ilk şehirlerarası otobüs karoserini üretti; 1968'de ise Türkiye'nin ilk arkadan motorlu, yatar koltuklu otobüsü olan Magirus Apollo modelini, halk arasındaki adıyla "Havalı Apollo"yu piyasaya sürdü. Bu model o kadar ilgi gördü ki, lisansı veren Alman Magirus firması bile bu tasarımın lisansını satın aldı — bir Türk atölyesinin Alman ana firmasına lisans satması, dönemin sanayisinde nadir görülen bir başarıydı.

Bir Kısaltmadan Doğan İsim

Ama İzzet Bey'in durmaya hiç niyeti yoktu. Bir gün iş çıkışı Topkapı Otogarı'ndan çıkan otobüsleri gözlemlerken, birçoğunun yarı boş gittiğini fark etti ve aynı yatar koltuklu, arkadan motorlu konsepti küçük ölçekte üretme fikrini geliştirdi. Böylece Türkiye'nin — ve Avrupa'nın — ilk küçük otobüsü onun fabrikasından çıktı. Ardından, o dönemin dar ve alçak tavanlı minibüslerinden herkesin şikayetçi olduğunu fark ederek daha geniş tavanlı, ayakta ve oturarak yolcu taşıyabilen yeni bir minibüs tasarladı. Bu tasarımı lisanslamak için Almanya'ya gönderdiğinde Magirus firması bu kez lisans vermeyi reddetti; ama İzzet Bey pes etmedi, minibüslerin üzerine kendi markası olan "DÖS" ismini yazarak 1973 yılında modeli piyasaya sürdü. İlk olarak Taksim-Sarıyer hattında kullanılmaya başlayan bu minibüsler, çıkar çıkmaz büyük ilgi gördü.

Otokar'a Uzanan Yol

1974'te Magirus'un Almanya'daki ana fabrikası Fiat grubuna satılınca, tam otobüs pazarının hareketlendiği bir dönemde zor duruma düşen Ünverler, elindeki M80 minibüsü ve küçük otobüs modelleriyle 1970'lerin sonuna kadar faaliyetini sürdürdü. Magirus lisanslarının Fiat grubuna, Fiat'ın Türkiye temsilciliğinin de Koç grubuna geçmesiyle birleşme kaçınılmaz hale geldi ve Ünverler Ticaret, Koç grubuyla ortaklık kurarak bugün de faaliyetini sürdüren Otokar ismini aldı.

Panzer Lakabının Sırrı

Ünverler'in ürettiği M80 S4,5 (çift camlı) ve ardından tek camlı M80 E5 modelleri, 1980 yılına kadar üretimde kaldı ve özellikle dolmuşçular tarafından İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye'nin birçok kentinde yaygın olarak kullanıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü için ekip aracı, cezaevleri için nakil aracı, hatta zırhlı para nakil aracı olarak da üretilen bu minibüsler, 80 beygir güç ve 3,7 litre hacimli hava soğutmalı dizel motoruyla 5 ileri manuel şanzımana sahipti. Kendine özgü motor sesi ve arkası basık, önü kalkık silüetiyle "Panzer" lakabını hak eden bu minibüsler, bugün hâlâ tıklım tıklım dolu yolculukların, duraklardaki kısa sohbetlerin ve çocukluk sokaklarının en canlı hatıralarından biri olarak yaşıyor.

Reklam

Bu hikayenin görüntülü anlatımını izlemek ister misiniz?

▶ YouTube'da İzle