Bir otobüs yalnızca tek bir şehir için üretilirse ne olur? İstanbullular buna yıllarca binerek cevap verdi. 1968'de İngiltere'den gelen 300 Leyland, dönemin haberlerine göre Türkiye'ye özel yapılmıştı ve dünyada başka yerde kullanılmadı. Ama bu hikâyeye girmeden önce, sık düşülen bir karışıklığı temizlemek gerek.
TOE Neden Yok?
Konu "TOE ve Leyland" diye açıldığında akla önce Türk Otomotiv Endüstrileri gelir. Oysa şirketin kayıtlarında Leyland geçmez. TOE, 1955'te Gebze Çayırova'da Federal Türk Kamyonları adıyla kuruldu; 1960'ta Türk Otomotiv Endüstrileri adını aldı, 1962'de hisselerinin yüzde 93,5'i OYAK'a geçti. Lisansları Federal, Commer ve International Harvester'dandı; son yıllarında CO 1860 Panter kamyon ve Mater minibüs üretti.
Leyland adıyla üretim İzmir'de başladı: 1964'te kurulan BMC, 1966'da Leyland ismiyle TM serisi kamyonları çıkardı. Bunlar kamyon ve kamyonetti. En tanınmış Leyland ürünü ise 1980'de TM 30 adıyla üretime giren, 1990'da Levend adını alan Sherpa kökenli kamyonet ve minibüs oldu. Elimizdeki kaynaklarda Türkiye'de Leyland lisanslı otobüs üretimine dair tek satır yok. Yani "Türkiye'de üretilen Leyland otobüsü" diye bir hikâye aramak boşuna.
Londra'nın Açtığı Kredi
İstanbul'un Leyland'ları lisansla değil, doğrudan ithalatla geldi. Devlet arşivindeki 12 Temmuz 1968 tarihli bir karar, İETT'nin İngiliz Leyland firmasından alacağı otobüsler için İngiltere Hükümeti'nin açtığı kredi anlaşmasını onaylıyor. Siparişin verildiği yıl Leyland, ocak ayında British Motor Holdings'le birleşip devasa bir kuruluşa dönüşmüştü.
İETT'nin filosu 1960'a kadar Škoda, Mercedes, Büssing ve Magirus alımlarıyla 525 otobüse ulaşmış, sonrasında uzun yıllar büyük bir alım yapılmamıştı. Ekim 1968'de sipariş edilen 300 aracın ilk 62'si aynı yıl filoya katıldı ve otobüs sayısı 551'e çıktı. Yolcular memnun kaldı; tarifelerde yapılan düzenlemeyle kurumun geliri yaklaşık 10 milyon lira arttı. Kalan 238 otobüs 1969'da gelince filo 779 araca ulaştı. Aynı yıllarda İETT, 1970'ten başlayıp 1972'ye kadar teslim edilmek üzere yerli montaj sanayiinden 100 Büssing de sipariş etti; yani yerli montaj otobüs vardı, ama Leyland bu işin parçası değildi.
Yolcunun Gördüğü Yenilik
Kaynaklarda model Leyland Levend MCW 45/34 olarak geçiyor. Yarı otomatik vitesliydi, yani sürücü kavrama pedalına basmıyordu. Dönemin ilk alçak tabanlı araçlarından sayılıyor, ısıyı engelleyen ama ışığı geçiren camlarıyla, geniş arka platformuyla ve bordo deri kaplı sünger koltuklarıyla hatırlanıyor. Toplam 76 yolcu taşıyabiliyordu.
Bunun neden önemli olduğunu dönemin hızları anlatıyor. 1958'de 9 kilometrelik, 14 duraklı en kısa hat bile 40 dakika sürüyor, otobüsler saatte ortalama 14 kilometre hızla günde yaklaşık 16 saat çalışıyordu. Bu tempoda koltuğun ve vitesin konforu küçük bir ayrıntı değildi. 11 Mart 1979'da Taksim-Zincirlikuyu arasında otobüslere öncelik tanıyan yol açıldığında da Leyland'lar hâlâ İstanbul yollarındaydı.
Ömrü Çeyrek Asra Yakın
Fransız Sofretu'nun İETT için hazırladığı 1976 tarihli etüdündeki tabloya göre, 1974'e kadar bu 300 otobüsün hiçbiri hurdaya ayrılmadı. Sonra yeni nesil geldi: 1979-1980'de Mercedes-Benz, Magirus ve Ikarus, 1983-1984'te MAN alımları yapıldı. 1986'da 1.798 araçlık filonun 640'ı MAN AS SL200, 180'i MAN SG220, 190'ı Ikarus 280'di; kalan 788 otobüs arasında hâlâ Leyland'lar vardı.
Son sefer 15 Aralık 1992'de yapıldı. Otobüsler İstanbul'da yaklaşık 24 yıl çalışmıştı. Aynı yıllarda filoya Macar yapımı Ikarus'lar giriyordu.
Bir Yıl Arayla
Ertesi yıl, 1993'te, 1983'ten beri Ziraat Bankası'nın elindeki TOE de özelleştirilip Rumeli Grubu'na satıldı ve aynı yıl 450 işçisi çıkarılarak kapatıldı. Resmî rakamlara göre 1963-1993 arasında 54.496 taşıt üretmiş bir şirket, yani hiç de küçük bir oyuncu değildi. İki hikâye hiç kesişmemişti, ama neredeyse aynı anda bitti.
Leyland'lar hafızadan silinmedi. İETT 2015'te aslına uygun bir nostaljik Leyland'ı, Renault Scémia ve Büssing'le birlikte yeniden yola çıkardı; araç Kocamustafapaşa-Eminönü arasındaki 35 numaralı hatta çalıştı. Bir zamanlar şehre özel yapıldığı söylenen otobüsün en kalıcı mirası, İstanbullunun hafızasındaki o kırmızı gövde oldu; ismi ise bugün bile TOE ve BMC gibi yerli markalarla karıştırılacak kadar tanıdık.