Bir cumhurbaşkanının Amerikalı bir otomobil devinin temsilcilerini kabul etmesiyle başlayan bir hikâye, nasıl olur da kırk yıl sonra 165 bin kamyonluk bir mirasa dönüşür? 1961 yılında dönemin Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel, Chrysler firmasının temsilcilerini kabul ettiğinde, aslında Türkiye'nin otomotiv sanayisinde yeni bir çağın kapısını aralıyordu. O dönem Devlet Planlama Teşkilatı, binek otomobilleri bir lüks olarak görüyor, buna karşılık ülke içinde kamyon üretimini geliştirmeyi öncelik sayıyordu. Bu görüş doğrultusunda 1962'de Chrysler Corporation ile bir işbirliğine gidildi ve toplam 20 milyon lira sermayeli bir kamyon ve otomobil fabrikasının kurulması kararlaştırıldı.
Lüks Değil, Kamyon
O yıllara kadar Türkiye'de Ford ve International kamyonları yalnızca montaj usulüyle üretiliyor, motor ve aktarma organları döviz karşılığı dışarıdan getirilip ülke içinde monte ediliyordu; bu da gerçek anlamda yerli üretim sayılmıyordu. Devletin yeni teşvik paketi ise tasarımı ve üretimi tamamen ülke içinde gerçekleşen girişimleri hedefliyordu. Bu tanıma uyan Chrysler AŞ, sermayesinin yüzde 60'ı İsviçre merkezli Chrysler International SA grubuna, kalanı ise Tatko, Çiftçiler Ticaret ve Ruhşen Sat (Rıza Sadıkoğlu ve kardeşi) gibi yerli firmalara ait olacak şekilde kuruldu. Kuruluş kararı Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan İsmet İnönü tarafından imzalanarak 29 Haziran 1962'de yürürlüğe girdi.
Gebze Çayırova'da Temeller
Fabrikanın inşaatı Gebze Çayırova'da başladı ve iki yıl içinde tamamlanarak 1964'te üretime geçti; 8.200 metrekarelik kapalı tesis, günde on altı küsur araç üretebilecek kapasitedeydi. İlk üretilen modeller XLV D100 (140 beygirlik benzinli Chrysler motorlu pikap), XLV D300 (küçük tonajlı kamyonet) ve XLV D407 (130 beygirlik Perkins dizel motorlu, sonradan efsaneleşecek PD600'ün atası sayılan orta tonajlı kamyon) oldu. Fabrikanın ilk faaliyet yılında toplam 321 araç üretildi; 1965'te bu sayı, hafriyat sektörüne uygun ilk damperli kasa modeli D46'nın eklenmesiyle 862 adede yükseldi. 1966'da Türk hükümeti PTT'den TRT'ye, karayollarından köy hizmetlerine kadar birçok kurum için toplam 1.778 araçlık dev bir sipariş verdi; bu sipariş fabrikanın uzun soluklu bir geleceğe kavuşmasında belirleyici oldu.
Bir Kısaltmadan Doğan İsim
Asıl atılım ise 1966'da numune olarak üretilen, 1967'de seri üretime geçen bir modelle geldi: PD600. Adındaki "PD" harfleri Perkins Diesel anlamına geliyordu; 131 beygirlik direkt püskürtmeli motoru ve Rockwell hava basınçlı fren sistemiyle donatılan bu kamyon, halk arasında AS600 olarak da anıldı ve 1987'ye kadar tam yirmi yıl üretimde kalarak fabrikanın en çok üretilen modeli unvanını kazandı. Chrysler AŞ, 1969'a gelindiğinde altı yılda 10 bin kamyon üretmiş, aynı yıl dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla Perkins motor ve Chrysler şanzıman-diferansiyel fabrikalarının temelini attırmıştı; bu temel 2 Temmuz 1969'da dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından atıldı. Üretilen kabin tasarımı o denli özgündü ki 1966'dan itibaren Hindistan'a, ardından 1967'de kabinleri İspanya'ya, aynı yıl içinde de Kolombiya ve Amerika'ya ihraç edilmeye başlandı.
Dönüm Noktası: 1980
Ancak her yükselişin bir dönüm noktası vardır. 1980'de Chrysler Corporation dünya pazarından çekilme kararı alınca elindeki hisseleri yerli ortaklarına devretti; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı bu değişikliği 1 Eylül 1980 tarihli yazıyla başbakanlığa bildirdi ve şirket artık tamamen yerli sermayeli bir işletme sayıldı. Chrysler'in tecrübesinden mahrum kalan fabrika, 1988'de uygulanan ekonomiyi daraltıcı politikaların inşaat, tarım ve taşımacılık sektörlerinde yarattığı durgunluktan doğrudan etkilendi. Motor tedarikindeki belirsizlik nedeniyle 1991'de Japon Hino Motor ile yeni bir lisans anlaşması yapıldı. Ama asıl kırılma, Amerika'da Daimler-Benz ile Chrysler'in birleşmesiyle geldi: Türkiye'de Chrysler ismiyle üretim yapma hakkı hukuki bir sürece takıldı, 2001 sonunda belirli bir tazminat ödenerek isim hakkı Daimler-Benz'e iade edildi, Dodge ismi için de ayrıca tazminat ödendi. 2002'de Chrysler ismiyle üretim sona erdi ve firma "Askam" unvanını kullanmaya başladı.
Askam'ın Sonu
2003'te Çiftçiler Grubu, Tatko ve Ruhşen Sat'ın hisselerini devralarak şirketin tek sahibi oldu; üretim beş yıl daha bu isimle sürdü. 30 Nisan 2007'de yapılan toplu işten çıkarmanın ardından, o yılın ortalarında üretim tamamen durdu. Kırk yıllık faaliyeti boyunca fabrika 165 binin üzerinde araç üretti; hafriyat sahasından uzun yol taşımacılığına, PTT'nin dağıtım filosundan devlet kurumlarının hizmet araçlarına kadar hemen her alanda kendini ispatladı. 1961'de bir kabul odasında başlayan bu hikâye, bugün artık üretim yapmayan bir fabrikanın duvarlarında değil, Türkiye'nin otomotiv sanayi tarihinin ilk sayfalarında yaşamaya devam ediyor.