1950'lerden günümüze yol hikayeleri
← Tüm Yazılar Efsane Kamyonlar

70'lerin ve 80'lerin Yol Kralları: On Efsane Kamyon

Bir yolun kralını neyle ölçersiniz? Ağırlığıyla mı, sesiyle mi, yoksa üzerinde geçirdiği yıl sayısıyla mı? 1970'li ve 80'li yıllar boyunca Türkiye'nin şehirlerarası nakliye damarlarında aynı birkaç isim döndü durdu; her biri, o dönemin nakliyecisi için sadece bir araç değil, günlük hayatın omurgasıydı. Bugün geriye dönüp baktığımızda bu on kamyon, iki on yılın taşımacılık sektörüne nasıl damga vurduğunun canlı bir kanıtı gibi duruyor.

O dönemde bir kamyonun "efsane" sayılması için tek bir şart yeterliydi: sahibini yolda bırakmamak. Motor gücü, tonaj kapasitesi ve dayanıklılık, sürücülerin sohbetlerinde günlerce konuşulan konulardı; hangi markanın rampada nefes tükettiği, hangisinin düz yolda yarış attığı neredeyse bir kamyoncu efsanesi haline gelmişti. İşte bu on model, o rekabetin en canlı tanıkları arasında yer alıyor.

Köklü İsimler: Ford ve MAN

Listenin en köklü isimlerinden biri, elbette Ford D1210'du. 1965'te üretime giren bu kamyon, 115 beygirlik motoruyla resmî olarak 12,5 ile 17,7 ton arasında yük taşıyabiliyordu; ama Türk kamyoncuların onu bu sınırların çok üzerinde zorladığı, hatta 30 tona yakın tomruk yüklediği biliniyordu. 1983'ten itibaren üretilmeye başlanan Ford Cargo 1312 ise 125 beygirlik gücüyle 80'li yılların yollarına öylesine hâkim oldu ki, dönemin kamyonlarının neredeyse yarısı Cargo rozetini taşıyordu. Aynı on yılın bir diğer güçlü ismi, Konya ve Ankara yöresinin "milli kamyonu" sayılan MAN 520'ydi; 145 beygirlik motoru ve düşük boş ağırlığı sayesinde düz yolda hızından, rampada dayanıklılığından ödün vermiyordu. Onun devamı sayılan MAN 22190 ise 200 beygire çıkan gücü ve 20-30 tonluk taşıma kapasitesiyle bambaşka bir lige taşındı.

Tartışmalı Bir Teknik Detay

Bu dönemin kamyonlarından biri de, video açıklamasında ayrıca düzeltme yapılacak kadar teknik detayı önemli bulunan bir modeldi: 1800 serisi kamyonlar. Videoda ilk paylaşılan bilginin ardından yapılan düzeltmeye göre bu kamyonlar aslında 270 değil, 135,6 beygir gücünde bir motora sahipti; motor 3.000 devir/dakikada bu gücü üretiyor ve 1.600'lük bir tork ortaya koyuyordu. Böylesine güçlü ama bir o kadar da tartışmalı teknik verileri olan bu model, dönemin en çok konuşulan kamyonlarından biri haline gelmişti.

İngiliz ve Amerikan Damgası

İngiliz kökenli Bedford de listenin vazgeçilmezlerinden biriydi. Türkiye'de Genoto tarafından üretilen bu kamyon, Mercedes OM352 tipi 130 beygirlik motoru ve ülkede yataklı kabin üretimine öncülük eden yapısıyla nakliyecilerin gözdesi olmuştu; motor sesi öylesine tanınırdı ki uzaktan bile ayırt edilebilirdi. Chrysler AŞ'nin ürettiği AS600 ise 1967'den itibaren yirmi yıl boyunca üretimde kalarak, fabrikasının en çok üretilen modeli unvanını taşıdı; adındaki "PD" harfleri Perkins Diesel'e işaret ediyor, Rockwell hava basınçlı frenleri ve direkt püskürtmeli motoruyla döneminin en güvenilir kamyonlarından sayılıyordu.

BMC'nin Hamlesi

1980'lerin ikinci yarısında BMC'nin iki hamlesi listeye damgasını vurdu. BMC ile Volvo'nun 1983'teki ortaklığından doğan Yavuz, Türkiye'nin ilk turbo motorlu kamyonu olarak 154 ile 180 beygir arasında değişen güçler sunuyordu; ancak İngiliz Leyland'ın kabin tasarımından esinlenilmiş olması, sürücülerin beklediği konforu tam olarak sağlayamamasına neden oldu. Onun ardılı BMC Fatih ise Amerikan Cummins motoruyla güçlendirilmiş, 160 ile 280 beygir arasında değişen versiyonlarıyla hem hafriyat sahalarının hem de uzun yolun tercih ettiği bir model haline geldi; BMC'nin bu dönemdeki model ailesinin genişlemesi, markanın kamyon segmentindeki iddiasını da güçlendirdi.

Tozlu Yollarda Kalan İz

Bu on kamyonun ortak noktası, hiçbirinin sadece bir ulaşım aracı olmamasıydı. Her biri, üzerinde çalışan ailelerin geçim kaynağı, kamyoncuların gurur meselesi ve yoldan geçenlerin gözünde birer sokak efsanesiydi. Kimi rampada verdiği mücadeleyle, kimi düz yolda kestiği rekorla, kimi de sürücüsüne sağladığı sadakatle akıllarda kaldı; hepsi de dönemin ekonomik koşullarına göre şekillenen, sınırlarını zorlaya zorlaya iş gören araçlardı. 70'li ve 80'li yıllar boyunca Türkiye'nin karayollarına damgasını vuran bu modeller, bugün çoğu zaman nostaljik fotoğraflarda ya da eski nakliyecilerin anlattığı hikâyelerde karşımıza çıkıyor; ama o yılların tozlu yollarında bıraktıkları iz, hâlâ silinmiş değil.

Reklam

Bu hikayenin görüntülü anlatımını izlemek ister misiniz?

▶ YouTube'da İzle