Bir kamyon markasının hikayesi bazen küçücük bir kasabanın adıyla başlar. Bedford tam olarak böyle bir hikayedir: İngiltere'nin ufak bir semtinin ismini taşıyan bu marka, önce Avrupa yollarını, sonra da Anadolu'nun dar sokaklarını fethetmiştir.
Chevrolet İsmini Bırakan Marka
Hikaye aslında Bedford'dan önce başlar. General Motors'un İngiltere'deki kolu Vauxhall, 1925 yılına kadar kamyonlarını Kanada'daki GM fabrikalarında üretilen parçaların İngiltere'de birleştirilmesiyle üretiyordu. Kasım 1925'te General Motors, Vauxhall Motors'u satın alarak üretimi doğrudan markanın merkezi olan Luton şehrine taşıdı. Bu adımın ardından 1929'da Luton'un Bedford semtinde kamyon üretimine başlandı. 1931'e gelindiğinde ise şirket, İngiltere ve Avrupa'da kendi kimliğini oluşturmak için o zamana kadar kullandığı Chevrolet ismini bir kenara bıraktı: Nisan 1931'de üretilen iki tonluk kamyona, İngiltere'de bulunan bir şehrin adı olan "Bedford" ismi verildi.
Savaşın Kesintiye Uğrattığı Büyüme
Genç marka hızla büyüdü. Bedford, 1932'de yeni modelleriyle kamyonet üretimine başlamış, ardından çeşitli hafif ticari araç serileriyle bu pazardaki varlığını genişletmişti. 1933'ün Kasım ayında üç tonluk yeni bir seri tanıtan Bedford, 1939'a gelindiğinde ciddi bir canlanma yaşadı ve kısa sürede dünya çapında hafif, orta ve ağır kamyon ihracatında önde gelen uluslararası markalardan biri haline geldi. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle sivil üretime ara verildi; 1940'tan itibaren tüm üretim askeri amaçlı araçlara ayrıldı ve sivil pazar için üretime ancak 1945'ten sonra dönülebildi.
Savaş sonrasında Bedford, çok yönlü bir marka kimliği kazandı. 1960'lar ile 1970'ler arasında üretilen serileri; arazi aracı, askeri araç, ticari araç ve itfaiye aracı olarak farklı kesimlerde görev yaptı. Serbest piyasada rakibi Ford Transit'in gerisinde kalsa da, sağladığı yakıt tasarrufu sayesinde özellikle kamu kuruluşları tarafından tercih edilen bir marka olmayı sürdürdü.
Kozyatağı'nda Türkiye Macerası
Bedford'un Türkiye macerası ise 1965 yılında başladı. İstanbul Kozyatağı'nda kurulan Genoto fabrikasında, düşük maliyetli motorlarla donatılmış, burunsuz kabin yapısına sahip yedi tonluk kamyonlar üretilmeye başlandı. 112 beygir güç üreten bu kamyonlar, sağlam ve uygun fiyatlı olmaları, üstelik o dönem kamyonet sınıfında çok fazla rakiplerinin bulunmaması sayesinde hızla piyasada yer edindi. Belediyeler, devlet kurumları ve özel sektör, şehir içi taşımacılıkta bu kamyonları adeta rakipsiz bir lider haline getirdi.
Büyüyen Kamyonlar, Kapanan Fabrika
1980'li yılların başında Genoto, daha büyük kamyonlar üretme kararı aldı. Kabin tasarımı kamyonetleriyle aynı kalsa da boyutları genişletilen bu yeni modellerde, daha önce kullanılan motorlar terk edilerek Mercedes'in OM352 tipi dizel motoru tercih edildi. 130 beygir güç üreten bu motor, hidrolik ZF tipi direksiyon, güçlendirilmiş üçüncü dingil, takviyeli yaprak makaslar ve hidrolik debriyaj gibi donanımlarıyla döneminin ötesinde bir kamyon ortaya koydu. Ne var ki Genoto fabrikası üretimini ancak 1986 yılına kadar sürdürebildi; bu tarihte fabrika kapanarak Bedford'un Türkiye'deki ağır kamyon serüveni sona erdi, yeni araç üretimi olmasa da montaj tekniğiyle bazı hafif ticari modellerin üretimi 1990'lara kadar devam etti.
Bedford markasının Türkiye'de neden faaliyetlerini tamamen sonlandırdığı net olarak bilinmiyor; belki Türk ortaklarla anlaşmazlık, belki de beklenen kârın elde edilememesi etkili oldu. General Motors'un markayı dünya genelinde de kademeli olarak sonlandırması, bu sürecin en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilebilir. Ama dünyanın dört bir yanındaki kullanıcılarına Bedford hep güzel anılar bıraktı: bu kamyonlarla kimi sevdiğine kavuştu, kimi hükmünü yerine getirdi, kimi de tonlarca yükü güvenle bir yerden bir yere taşıdı.
Bugün eski bir Bedford şoförüne sorsanız, size çoğu zaman kişisel bir anı anlatır: kışın şehirde, yazın köyde geçen günler, uzak bir şehirde çalışan babanın kamyonuyla gelişi, okulun açılmasıyla köyden şehre yapılan yolculuklar. Oto koltuğunun bile bulunmadığı o yıllarda çocukların kamyon kasasında seyahat etmesi bugünün gözüyle hiç doğru bir uygulama değildi elbette; ama o dönemin koşulları böyle bir alışkanlığı neredeyse kaçınılmaz kılmıştı. İşte tam da bu yüzden Bedford, kimi için kamyon kasasında yapılan çocukluk yolculukları, kimi için şehirle köy arasındaki yaz-kış gidiş gelişleri, kimi için de babadan öğrenilen bir direksiyon alışkanlığı olarak, bugün hâlâ nesilden nesile aktarılan bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor.