Amerika'da neredeyse kimsenin hatırlamadığı bir isim, Kayseri'de yıllarca hafriyat sahalarının, Karadeniz'in dağ yollarının ve İstanbul pazarlarının vazgeçilmezi oldu. Bu, Dodge'un Anadolu'da yeniden doğuşunun, yani Askam'ın hikayesidir.
Detroit'te Bir Kamyon Değil, Otomobil Markası
Her şey Amerika'da başladı. Dodge Kardeşler tarafından kurulan firma, önce Ford Model T için parça üretiyordu; kendi otomobil üretimine geçtikten sonra 1914'ten 1927'ye kadar "Dodge Brothers Motor Vehicle Company" adını kullandı. 1928'de Chrysler tarafından satın alınan marka, bu birleşmenin ardından Chrysler'i Amerika'nın en büyük otomotiv şirketlerinden biri haline getirdi; Chrysler, Dodge ve Plymouth markaları altında küçük ebatlı araçlar üretmeye devam etti. Türkiye'de bildiğimiz haliyle Dodge aslında bir kamyon markasından çok, Amerika'da otomobil ve pikap tarzı araçlarıyla tanınan bir isimdi — kamyon hikayesi ise Atlantik'in öbür yakasında, Avrupa'da başladı.
İngiltere Üzerinden Kayseri'ye
1960'larda Chrysler, Avrupa ticari araç pazarında yer edinmek amacıyla İngiltere'ye giderek Karrier kamyon firmasını satın aldı ve bu firmanın ürettiği kamyonları Dodge markasıyla satmaya başladı. Ancak Avrupa'da istenen satış hacmine ulaşılamadı ve şirket zarar etti. Tam bu yıllarda Chrysler, Türkiye'ye de gelmişti: 1960 yılında Çiftçiler Holding ile ortaklaşa kurulan fabrikada, motorları ve şasesi İngiltere'deki modellere dayanan kamyonlar Dodge markası altında üretilerek satılmaya başlandı. İşte Türkiye'nin bu kamyonla tanışması tam olarak bu şekilde gerçekleşti.
1978 yılında Chrysler, Kayseri'deki uluslararası hisselerini yerel ortaklarına devretti; imalat, patent, lisans ve satış anlaşması çerçevesinde üretim ise kesintisiz sürdü. 1991'de Japon Hino Motors ile yapılan lisans anlaşmasıyla yeni kamyon üretimine başlanırken, 1996'da imzalanan teknik işbirliği anlaşmasıyla Mısır'daki bir tesise parça, teknik bilgi ve eğitim desteği sağlanarak teknoloji satışı aşamasına ulaşıldı. 2002 yılında Daimler-Benz ile Chrysler'in birleşmesinin ardından şirket, "Askam Kamyon İmalat ve Ticaret A.Ş." adını kullanmaya başladı; 2003'te ise şirketin üçte bir hissesine sahip olan Çiftçiler grubu paylarını devrederek şirketin tamamı diğer ortaklara geçti.
Bir Model Ordusu
Yıllar içinde bu fabrikadan sırasıyla AS400, AS600, AS700, AS800, AS900, AS950 ve Süper AS950 model kamyonlar, ayrıca şehir içi taşımacılık için AS250 kamyonet modeli çıktı; 1991'deki Hino anlaşmasıyla HB110 ve FB112 kamyonetleri ile 2630 serisi kamyonlar üretime eklendi. Fabrikanın faaliyetleri sona ermeden ürettiği son model ise Exper Style donanımıyla piyasaya sunulan Exper oldu.
Şirketin adı da bu süreçte defalarca değişti. Önceleri Kılıçlar Kamyon Üretim Şirketi olarak kurulan firma, sonrasında Aslan Kamyon İmalat Şirketi ismini aldı ve 2002'den itibaren de bugün bildiğimiz Askam adını kullanmaya başladı. Chrysler'in Kayseri'yi seçerken asıl hedefi zaten Türkiye'nin iç pazarı değildi; global ölçekte bir şirket için bu pazar tek başına yeterli değildi. Asıl hedef, Türkiye üzerinden Ortadoğu pazarına açılmaktı — Chrysler aynı stratejiyi Mısır'da da denemiş, ama orada aynı başarıyı yakalayamamıştı.
Kendine Ait Bir Motoru Olmayan Marka
Peki marka neden zamanla zorlandı? Çünkü şirketin kendine ait bir motor ve mekanik parça altyapısı hiçbir zaman olmadı; her dönemde farklı firmaların motorları ve şanzımanları kullanıldı, bu da maliyetleri sürekli yükseltti ve rakiplerle rekabeti giderek zorlaştırdı. Sonunda üretim durdu; ama şirket tamamen iflas etmiş değil — bugün hâlâ piyasadaki kamyonlar için yedek parça temini yapıyor ve resmi kaynaklara göre yeniden yapılanma çalışmaları sürüyor.
Türkiye'nin otomotiv sanayisi 70'li ve 80'li yıllarda henüz yeterince gelişmediği için firma, farklı dönemlerde farklı kupa tasarımlarıyla faaliyetini sürdürdü; modelden modele motor ve şanzıman yapısı değişse de kabin hatları büyük ölçüde korundu. 90'lı yıllarda yeni kabin tasarımlarıyla piyasaya çıkan modeller ise markanın son atağı oldu.
Karadeniz'in Milli Kamyoneti
Asıl miras ise yollarda kaldı. Hafriyat işlerinde uzun yıllar bu kamyonların dışında başka marka görmek neredeyse mümkün olmadı; özellikle Batı Karadeniz'de madencilik ve kerestecilik işleriyle uğraşanların ilk tercihi hep bu kamyonlar oldu — virajlı, rampalı dağ yollarında dayanıklılıklarıyla öne çıktılar. AS250 kamyoneti ise adeta "Karadeniz'in milli kamyoneti" haline geldi; İstanbul'daki Karadenizli pazarcıların en sık tercih ettiği araç oldu ve bugün bile birçoğu hâlâ tıkır tıkır çalışıyor. Amerika'da tanınmayan bu isim, Kayseri'de ve Anadolu'nun dört bir yanında tam bir yerli efsaneye dönüştü.