1950'lerden günümüze yol hikayeleri
← Tüm Yazılar Otomobil Hikayeleri

Hacı Murat'tan Anadol'a: 1980'lerin Sokak Efsaneleri

Bir otomobile nasıl "hacı" unvanı takılır? 1980'lerde Türkiye yollarının yaklaşık yüzde doksanını dolduran, aralarında padişah adı taşıyan bir sedanın, öküzlerin yediği söylenen bir kaportanın ve bir holding patronunun otuz yıllık hayalinin bulunduğu dört otomobilin hikayesi, bugün çoğu insanın bildiğinden çok daha katmanlı.

Padişahın Adını Taşıyan Otomobil

Hikaye 1971'de, Tofaş'ın Bursa'daki Demirtaş Osman Gazi fabrikasında başlar. Fiat 124'ün şasesi üzerine oturtulan bu otomobil, Türkiye'de yabancı lisansla üretilen ilk otomobil unvanını taşır. Beş yıl boyunca banttan 134 bin 867 adet çıkar, 1976'da kuş serisine geçilir, 1984'te Tofaş Serçe adıyla yeniden üretime alınır ve nihayet 1995'te üretim tamamen durur. Ama asıl mesele isimdi: Koç Holding ve Fiat, aracın adını belirlemek için jüri topladığında masada Nilüfer, Bursa, Koza, Uludağ gibi bölgeye özgü isimler vardı. Seçim, Bursa'ya adını veren Osmanlı padişahı Sultan I. Murat'a, hem de İtalyanların kendi tarihlerinde geçen bir Generali'ye çağrışım yapan "Murat" isminde karar kıldı. Böylece yerli üretim havası verilen ama aslında lisanslı bir Fiat olan otomobil, Murat 124 adını aldı.

"Hacı" lakabı ise tesadüfen doğdu. O yıllarda Türkiye'den Suudi Arabistan'a özel otomobille hacca gitmek serbestti ve pek çok vatandaş sahip olduğu Murat 124 ile yola çıktı. Zamanla araç sanki kendisi hac vazifesini yerine getirmiş gibi "Hacı Murat" diye anılır oldu. Modeli satın alan ilk ünlü isim Ajda Pekkan'dı; bir dönem eski Başbakan Bülent Ecevit'in makam aracı olarak da kullanıldı. Seri numarası 0-01 olan, üretim hattından çıkan ilk Murat 124 bugün Bursa'daki Tofaş Anadolu Arabalar Müzesi'nde sergileniyor. 1197 cc'lik motoru 65 beygir güç üretiyor, aracı 170 km/s hıza taşıyabiliyordu.

Vehbi Koç'un Otuz Yıllık Hayali

Aynı dönemin bir başka efsanesi, doğrudan Vehbi Koç'un kişisel hayaliydi. Koç, Türkiye'de tam anlamıyla yerli bir otomobil üretebilmek için defalarca Amerika'ya gidip Ford yetkilileriyle görüştü, ülkenin karışık siyasi ortamına rağmen projeden vazgeçmedi. Halka hitap eden bir aile otomobili olacağı için ismini de halka sordu: gazetelere verilen ilanla açılan "bu otomobilin ismi ne olsun" yarışmasına, 10-15 bin katılımcı beklenirken tam 86 bin kişi başvurdu. Finale kalan Anadolu, Anadol, Otosan ve Veco isimleri arasından Anadol seçildi. Üretim 19 Aralık 1966'da başladı, araç 1 Ocak 1967'de ilk kez teşhir edildi ve 28 Şubat 1967'de satışa sunuldu. Kaportasının fiberglas malzemeden yapılması hem aracın en özgün yanı hem de en büyük dedikodu kaynağıydı; kırsal kesimde kaportanın öküz, keçi ve eşekler tarafından yenildiği yönünde söylentiler bile dolaştı. Yine de 1984'e kadar 87 bin adet satıldı, ortadan kesilerek kamyonete dönüştürülen versiyonları hâlâ küçük şehirlerde kullanılıyor; hatta İngilizler aynı aracı Yeni Zelanda'da üretmeye kalkıştı.

Gölgede Kalan Spor Model

Anadol ailesinin en bilinen A1 ve A2 modellerinin gölgesinde kalan ama teknik olarak dönemini fersah fersah aşan bir model daha vardı: 1973'te üretilen Anadol A4, yani STC 16. Erhard Neuer tarafından tasarlanan bu spor otomobil, 1961'de tasarlanan Devrim otomobillerinden sonra Türkiye'de tasarlanıp seri üretimi gerçekleştirilen ilk otomobil unvanını taşıyordu; Datsun 240Z, Saab Sonett ve Aston Martin gibi dönemin ikonik spor otomobillerinden esintiler görülüyordu. Anadol'un şase ve süspansiyon sistemiyle 1600 cc'lik Ford Meksika motorunu birleştiren STC 16, ralliye özel versiyonlarında daha hafif şasi ve 140 beygirlik modifiye motorlarla Türkiye ve dünya rallilerinde yarıştı, kazandı. Ne var ki fiyatı ve doğası gereği müşteri kitlesi hep dar kaldı; sadece ralli pilotları ve spor araba meraklıları arasında iz bıraktı.

Sokaktaki Diğer İki İsim

Aynı sokaklarda iki otomobil daha vardı. Renault 12, 1969'da Fransa'da üretime başladı ve zamanla 21 ülkeye lisans verildi; Türkiye'ye 1971'de Oyak ortaklığıyla geldi ve Bursa'da üretilmeye başlandı. Fransa'da 1980'de üretim dursa da Türkiye aynı kasayı 2000 yılına kadar üretmeye devam etti, 1989'da yenilenen tasarımla Renault 12 Toros adını aldı. Bu arada İtalyan Fiat 131 Mirafiori'nin uyarlaması olan Murat 131, 1976'da Bursa'da üretilmeye, 1977'de satılmaya başladı; T biçimli arka stop farları yüzünden halk arasında "Te Stop" diye anıldı. Reklamlarda PVC kaplı gövde, arka koltuklar arasındaki benzin deposu ve kolay sökülebilir ön çamurluk öne çıkarılıyordu. 1.3 ve 1.6 litrelik iki motor seçeneğiyle satılan 131, 1982'den sonra dikdörtgen stoplarıyla Murat 131 Şahin'e dönüştü ve Doğan, Kartal gibi kuş serisi modellerle 1988'e kadar aynı kasada hayatını sürdürdü.

Bugün Garajlarda

Bugün bu dört ismin hiçbiri artık üretilmiyor, ama miraslarının izini sürmek hiç de zor değil. Şahin, Doğan, Kartal gibi sonraki nesiller doğrudan bu otomobillerin kasalarından türedi; Toros adıyla anılan Renault 12 hâlâ Anadolu'nun ara sokaklarında görülebiliyor. Bir zamanlar yolların neredeyse tamamını kaplayan Murat 124, Murat 131, Renault 12 ve Anadol, artık meraklıların garajlarında özenle korunan birer klasik. Her biri kendi çağının bir Türkiye'sini anlatıyor: kısıtlı dövizle mücadele eden, halka soru sorarak isim bulan, kaportası hakkında şehir efsaneleri üretilen ama yine de milyonlarca kilometre yol kat eden bir ülkenin otomobilleri.

Reklam

Bu hikayenin görüntülü anlatımını izlemek ister misiniz?

▶ YouTube'da İzle