Bir gün Almanya'nın Mannheim fabrikasının kenarına park edilmiş sıradan bir otobüs, İsviçreli bir yöneticinin dikkatini çekmeseydi, Türk otobüsçülüğü belki de hiçbir zaman Avrupa'ya adım atamayacaktı. O303 ve O403'ün hikayesi, tam da böyle küçük bir tesadüfle büyümüş bir başarı öyküsü.
Marathon Şoku
Otomarsan, kurulduğu ilk on yıl boyunca pazarda tek başına at koşturdu; O302'nin pazar payı yüzde 90'a ulaşmıştı ve ciddi bir rakip olmadığı için otobüs küçük rötuşlar dışında neredeyse hiç değişmedi. Ama otomotiv sektöründe on yıl uzun bir zamandı; 1978'de tasarımı tamamen Otomarsan'a ait olan O302S piyasaya sürüldü, ardından O303 adlı yeni bir prototip hazırlandı. Tam seri üretime geçilecekken, 1987'de TEMSA'nın piyasaya sürdüğü Mitsubishi Marathon dengeleri altüst etti; sağlam ön camı ve gösterişli yüksekliğiyle şoförleri kendine hayran bırakan bu otobüs karşısında bazı işletmeciler fabrikaya gelip net bir mesaj verdi: Marathon'un dışında bir otobüs yapılacaksa hiç yapılmasın, artık standart oydu. Seri üretime sadece üç ay kala tüm planlar rafa kaldırıldı, O303 lansmanından vazgeçildi ve sıfırdan, büyük bir gizlilik içinde yeni bir otobüs geliştirilmeye başlandı; yol testleri gece yarısı, göz önünden uzakta yapıldı.
Beş Yıldızlı Otokar
Aylar süren yoğun çalışmanın ardından Ağustos 1987'de O303, büyük bir lansmanla piyasaya sürüldü. Öncekilerden çok daha uzun ve yüksekti; mutfağı, tuvaleti, koltuk arkasına gizlenmiş küçük masası ve ayarlanabilir ayak dayanağıyla "beş yıldızlı otokar" olarak tanımlanıyordu. 280 beygirlik motoruyla teknik açıdan da bir sıçrama yapan otobüs, işletmecilerin gönlüne taht kurdu. Ama O303'ün asıl önemi, Mercedes-Benz Türk'ün tarihinde Avrupa'ya açılan ilk model olmasıydı.
Mannheim'da Bir Rastlantı
1980'lerin ortasında Otomarsan'ın ihracat performansı zorlanıyordu; Orta Doğu pazarı küçülmüş, iç pazar istikrarsız hale gelmişti. Avrupa'ya açılmak mantıklı bir çözüm gibi görünse de Almanya'daki Mercedes-Benz yönetimi, kendi Mannheim fabrikasının zarar göreceği endişesiyle bu fikre sıcak bakmıyordu — oysa Almanya'da üretilen otobüsler kaliteliydi ama pahalıydı, Türkiye'de ise çok daha makul bir maliyetle üretim mümkündü. Çözüm, planlı bir stratejiden değil bir tesadüften geldi: Mercedes-Benz'in İsviçre'deki otobüs satış müdürü Robert Jetter, bir toplantı için gittiği Mannheim fabrikasında yol kenarına park edilmiş, hiç tanımadığı bir otobüs gördü. Aracı yakından inceleyince bunun teste gönderilen yeni Türk yapımı O303 olduğunu öğrendi ve bunun, Almanya'nın pahalı otobüslerine karşı daha uygun fiyatlı bir alternatif olabileceğini fark etti. Hemen İstanbul'a gelip üretimi yerinde inceledi, Türk yöneticilerin coşkusundan etkilendi. Avrupa satışı için gerekli birkaç iyileştirme kısa sürede tamamlandı, Almanya ile görüşülerek otobüsün İsviçre pazarında deneme amaçlı sunulmasına onay alındı.
Tourismo Avrupa'da
Jetter'in önerisiyle önce "Transfer", sonra "Tourismo" adını alan otobüs, Kasım 1990'da İsviçre'deki Omnibus 90 Fuarı'nda ilk kez sergilendi. Mannheim kalitesinde ama çok daha uygun fiyatlı bir otobüs fikri anında ilgi çekti; ilk partide gönderilen 7 otobüs kısa sürede 30'a çıktı ve Tourismo, İsviçre'de pazar liderliğine yükseldi. Aynı otobüs Türkiye'de O303 Europa adıyla satıldı ve şirketin kaderini değiştiren bir dönüm noktası oldu. Bu başarının hemen ardından daha modern, daha ekonomik ve daha konforlu yeni bir otobüs üzerinde çalışılmaya başlandı; hedef, 1992'de Avrupa'nın en önemli ticari araç fuarı IAA'da bu otobüsü sergilemekti. Fuara sadece bir yıl kala imkansız görünen bu hedefe "Otomarsan ruhu" yine yetişti; zaman yetmediği için tamamlanan otobüs, 20 kişilik bir ekiple karayolundan Hannover'e götürüldü, varır varmaz tekerine kadar cilalandı ve fuar alanına adeta helikopterle taşınmış gibi parlayarak girdi. O304 (Avrupa'daki adıyla O340), fuarda büyük başarı elde etti; Almanya, Fransa, İsviçre, Avusturya ve Belçika sipariş için sıraya girdi, otobüs birçok uluslararası ödüle layık görüldü. 340 beygirlik motoruyla Türkiye'nin ilk "yeşil motorlu" şehirlerarası otobüsü olan O304'ün ardından, "Made in Germany" ifadesi yavaş yavaş "Made by Mercedes" sloganına dönüştü.
Hoşdere'de Yeni Çağ
Bu büyümenin doğal sonucu, Davutpaşa'daki fabrikanın artık yetersiz kalmasıydı. Üretim lisansı alınan yeni model O403, istenen kalite ve özelliklerle Davutpaşa'da üretilemiyordu; "dünyanın en modern otobüs fabrikası" olarak tanımlanan Hoşdere Otobüs Fabrikası'nın devreye girmesiyle birlikte O403'ün üretimine başlandı. O304'ten uzun yol bayrağını devralan O403, rakiplerine öyle bir üstünlük sağladı ki yollardaki her on otobüsten yedisinin O403 olduğu söylenirdi. SHD ve RHD olmak üzere iki gövde seçeneğiyle üretilen otobüs, 2005 model hariç V8 (RHD'lerde V6/OM441LA) motorlarla donatıldı; konforlu koltukları, geniş kabini, çift televizyonu ve DVD-Mp3-radyo içeren multimedya sistemiyle yolculuğu bambaşka bir deneyime dönüştürdü.
O302 ile başlayan, O303 ve O304 ile Avrupa'ya taşınan, O403 ile Türk yollarının kralına dönüşen bu elli yılı aşkın macera, bayrağı sonunda Travego'ya devretti. Ama hikayenin asıl anlamı bir modelden diğerine değil, Davutpaşa'nın kısıtlı imkanlarından Avrupa'nın en zorlu fuarlarına uzanan o inatçı çalışma ruhunda saklı — bugün dünya standartlarında kamyon ve otobüs üreten Mercedes-Benz Türk'ün DNA'sında hâlâ yaşayan bir miras.